Gelecekteki Ben’e Mektup

2018’in bitmesine sayılı günler kaldı. Kimimizi yeni yıl heyecanı, hafta sonuyla birleşecek tatilin sevinci sarmışken bazılarımızı da aldı bir iç hesaplaşma. 2018’de neler oldu, nasıl olacağını düşünmüştük, nasıl oldu… Verilecek kilolar, bitirilecek projeler, bir sürü yeni yıl kararı vardı, onlara ne oldu? 

Daha da önemlisi 2019’da neler olacak? Radikal kararlar, “Onu kesin bırakıyorum”, “Buna kesin başlıyorum”lar olacak mı bu yılbaşında da?

Aslına bakarsanız günleri 24 saat yapan da, aylara ismini koyup 1 hafta; 7 gün, 1 yıl da 12 ay kardeşim diyen de insan. İşte bu bizim dış gerçekliğimiz. Bütün hayatımız, çalışacağımız zaman dilimi, eğleneceğimiz, uyuyacağımız, tatil yapacağımız zaman dilimi, projelerimizin, ödevlerimizin teslim tarihleri… Her şeyimiz bu ortak sisteme dayalı, evet ama bir de içsel takvimimiz var. 

Başlamaya hazır olduğumuzda; Çarşamba’nın da Pazartesi’den pek bir farkı olmadığını bilen içsel takvimimiz. 

Bir şeyleri yapıp yapamayacağımızı çoğunlukla yapraklarını her gün yırttığımız, üstüne çizik attığımız takvimlerimiz değil de içsel takvimimiz belirliyor. Bir kere “zaman yaratmak” diye bir şey var dilimizde. Demek ki istenince yaratılıyor diye düşünüyor insan ister istemez. Saatle, takvimle ilgili değil bütün mesele. 

Yeni yıl yaklaştıkça içsel takvimimizi susturup dışsal takvime odaklanma eğiliminde olabiliyoruz. Hatta özellikle de 1 Ocak’a odaklanıyoruz. Ne varsa 1 Ocak’ta var. Verilecek/alınacak kilolar, yapılacak spor üyelikleri, düzenli beslenmeler, ohooo ne acayip projeler… Hepsi 1 Ocak gelse de naftalin kokulu sandıktan çıkar gibi zihnimizin ücra köşelerinden çıkıp biraz hava alsınlar diye bekliyor o günü. 

Belki gerçekten de 1 Ocak’tan itibaren hayatını değiştirenler, verdiği kararları yıl boyunca uygulayabilenler, yeni hedeflerini izlemeyi başarabilenler vardır. Ben onlardan değilim. Bu yüzden de içsel takvimimi kullanıyorum. Çünkü içsel olarak hazır olursam dışsal şartları ayarlamaya da motivasyonum olacağını biliyorum. Benim meselem, 1 Ocaklarla, Pazartesilerle, tam saat başlarıyla ilgili değil. Birçok yeni karar fiziksel, ruhsal ve duygusal olarak hazır olup olmadığımla/olmadığımızla ilgili. Proje yetiştirmek benim keyfimi beklemez belki ama kilo almak/vermek, spora başlamak, kendime zaman ayırmak, yeni bir projeye başlamak, bir alışkanlığımı değiştirmek… Bunların hepsi zamanına da, gidişatına da benim karar verebileceğim şeyler. 

Bu yüzden kendime, yıl sonlarında değil de istediğim zamanlarda, ileri tarihlerde okumak üzere mektuplar yazma fikri hoşuma gidiyor. Kendi yılbaşımı, kendi Pazartesimi, kendi saat başımı kendim belirliyorum.

O sırada hayatımda olup bitenler, 1 yıl sonra o mektubu okurken nasıl bir hayatım olmasını istediğime dair ipuçları, hayaller… Her şeyi yazabiliyorum.

Yaşadığımız hayatın bir yerine çentik atmak gibi. Çocukluğumuzda boyumuzu ölçmek için her sene kapının tahta kısmına atılan çentikler gibi. 1 yıl sonra o çentik attığımız yere dönüp bakmak, oradan buraya aldığımız yolu görmek için harika bir yöntem bence.

Kendimize bir zaman tüneli yaratmak gibi. Facebook dürtmeden, fotoğraf uygulamamız o sırada hiç hatırlayasımız olmayan fotoğrafları “Bak geçen yıl buradaydın” diye aniden yüzümüze yüzümüze vurmadan…

Rengi, şekli, uzunluğu, hepsi bize kalmış. Ama kapalı bir zarfta olması önemli! İlk yazdığınızda “Yaa nasıl bekleyeceğim 1 sene” diye düşünmeniz çok normal ama bir yerden sonra o mektubu yazdığınızı bile unutacağınızdan emin olabilirsiniz. Bunun için 365 koca gününüz olacak. 

İleri tarihli bir hediye gibi. Ne isterseniz yazabilirsiniz. Geçtiğiniz bir yıl içinde yaşadığınız şeyleri not alabilirsiniz, bir yıl içinde yapmak istediklerinizi yazabilirsiniz, mektubu açtığınızda hayatınızın nasıl olmasını istediğinizi yazabilirsiniz. Hedefleri tek bir güne, tek bir tarihe koymadığımızda, aksine zamana yaydığımızda bazen işler daha iyi gidebiliyor. Rutinler bir kez sekteye uğradı mı vazgeçebiliyoruz ama bir yıl uzun bir vakit. Kendimize o hedeflerimizi gerçekleştirmek için daha uzun bir zaman veriyoruz. 

Bir yıl sonra mektubumuzu açtığımızda bazı hedeflerle ilgili hiç ilerleme kaydetmemişsek belki de o hedeflerimizi gözden geçirmemiz gerektiğini fark edebiliriz. Ne kadar bize ait hedefler, onlara ulaşmak için gerekli şeyleri yapacak motivasyonları neden bulamıyoruz vs. gibi. En güzel yanlarından biri; durduğumuz yerden bir yıl önceki kendimize bakmak. Takvimlerin söylediğine göre bir yaş daha genç, yaşamın gösterdiğine göre bir yıl daha az tecrübeli halimize bakmak. Olduğumuz yerden. 

Hep olumlu şeyler yazmak ya da hedefler koymak zorunda da değiliz üstelik. Bugün çok kötü mü hissediyorsunuz, bugün bir mektup yazın. Bir yıl sonra dönüp baktığınızda o halinizle nasıl baş ettiğinizi, belki de edemediğinizi, edemeyip yardım aldığınızı ya da vazgeçtiğinizi de görebilirsiniz. Sonuçta eğer mektubu okuyorsanız o günün üstünden 1 yıl geçmiş demektir. Hala aynı yerde misiniz yoksa bir şekilde yol aldınız mı? Aldıysanız neler yaşadınız? Geçtiğimiz yollar iyisiyle, kötüsüyle, zorluğuyla, hedefiyle, kutlamasıyla, kaybıyla bizim. İleri tarihli mektuplar yazmak bunu fark etmenin güzel yollarından biri. Başkasının hedefi, başkasının takvimi, başkasının kriteri değil, benim hedeflerim, benim takvimim, benim yaşanmışlıklarım… 

O yüzden üşenme ey okur! Kendine biraz zaman ver. Birkaç satır bir şeyler yaz gelecekteki sen’e. Biraz muhabbet et onunla, bir yıl önce nerede olduğuna bir çentik at onun için. Bir yıl sonra olmak istediğin yerin, yaşamak istediğin hayatın etraflıca bir hayalini kur. Spesifik ol, şefkatli ol, aman canım bu da olur mu deme, olur 🙂 Dilek ağacına dilek asmıyor, çeşmeye para atmıyorsun çünkü, kendine mektup yazıyorsun. Zihnindekileri kağıda döküyorsun. Senden çıkıyor hepsi, sana aitler. Bugün gerçekten istediğini düşündüğün şeyler bakalım 1 yıl sonra da oradalar mı diye bir bakıyorsun. Gerçekten istediklerin için aldığın yolu görebiliyorsun. Akan zamanın içinde kendine ufacık bir kendine bakma aralığı açıyorsun. 

Diğer yazıları Gökçe Naz Kamar

Psikolog Ne Yapar? Ne Yapmaz? Hakkımızdaki Şehir Efsaneleri -2-

Önceki yazımızı okuduysanız (okumadıysanız kendisi burada) ve doktor olmadığımız konusunda artık hemfikirsek...
Devamını Oku

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir